İsrail devletini Türkler mi kurdu?
Yeniçağ gazetesi Hasan Demir
İsrail doğumlu genetik bilimci Dr. Eran Elhaik, yaptığı son genetik araştırmasına göre Filistin’i işgal eden bugünkü İsrailliler, Orta Doğu’dan değil Hazar Türklerinin soyundan geliyor.
İsrail’in saygın gazetelerinden Haaretz’deki haberde, Ofer Aderet’e konuşan İsrail doğumlu Yahudi bilim insanı Dr. Eran Elhaik,
bugün dünyada yaşayan Yahudilerin “ortak bir genetik kökene sahip olmadıklarını”
ve bugünkü İsraillilerin kökeninin “çoğunlukla Hazar olduğunu” belirtti.
ABD’nin en saygın üniversitelerinden John Hopkins’te genetik alanında çalışan 32 yaşındaki Dr. Eran Elhaik’in “Avrupa Yahudilerinin Soyunun Kayıp Halkası: Rhineland ve Hazar Hipotezlerinin Karşılaştırılması” çalışması Oxford Üniversitesi Yayınları’nca yayımlandı.
Elhaik’in çalışması İsrail’i kuran Avrupa Yahudilerinin kökeninin Hazarlar olduğunu akademik olarak ispatladı.
Karadeniz’den Hazar Denizi’ne büyük bir imparatorluk kuran Hazarlar, 8’inci yüzyılda Yahudiliği kabul etmişlerdi. Hazarlar, Türk, İran, Slavlar ve Kafkas ırkından insanları barındırıyordu. (Antigazete.com.)
Haber böyle...
Haberi okur okumaz “Uyanıklığın bu kadarına pes doğrusu” demek zorunda kaldık.
Şimdi biz İsrail doğumlu genetikçi Dr. Eran Elhaik dedi ve Oxford Üniversitesi bu “araştırmayı” yayımladı diye Filistin’i işgal eden ve kurulduğu günden beri Filistin halkına kan kusturan insanların Türkler, İranlılar, Ruslar ve kimi Kafkas halkları olduğuna inanacak mıyız?
Bu ne büyük bir oyun, ne büyük bir zihin ve kamuoyu operasyonudur böyle? Kapalı kapılar ardında baş başa kaldığında bir İsrailli Yahudi’ye, “Sende Türk kanı var, İran kanı var” de bakalım sana ne cevap verecek!
Söyler misiniz Allah aşkına, normal bir insan durup dururken, “Benim kanıma başka kanlar karışmış mı?” diye laboratuvara girer mi? Hele bunu “dinini bile ırkı ile özdeşleştiren” bir Yahudi niye yapar? Niye olacak, uyguladıkları soykırımın bumerang haline geldiğini anladıklarından ve bir taşla iki kuş vurmak istediklerinden...
Böylece diyorlar ki:
1) Biz zâten o toprakların çocuklarıyız!
2) Damarlarımızda aynı kanı taşıyoruz, bize düşmanlık kendinize düşmanlıktır!
Bu iddia kabul görürse içlerinden kıs kıs güleceklerine ve “zokayı yutturduk” diye ellerini ovuşturacaklarına emin olabilirsiniz.
İşin aslı bu ve İsrail(liler) bunu hep yapar.
Atatürk’ün İsrail’in kurulma ihtimaline karşı ne kadar tedirgin olduğu ve buna asla izin vermeyeceğini söylediğini bile bile, 2008’in Ekim ayında Ber Şeva şehrinde bir Atatürk büstü açılmıştı. Ber Şeva Belediye Başkanı Yakaov Terner, “Bu Ber Şeva halkının Türk halkına bir armağanıdır” diye de duygulu bir konuşma yapmıştı açılışta.
Törende İsrail Dışişleri yetkililerinin yanı sıra Türkiye’yi temsilen Namık Tan ve İngiliz yetkililer de vardı. Anıt, Ber Şeva’da şehit düşen Türk askerlerinin anısına yapılmıştı. Oysa Ber Şeva’da Türk askerlerini şehit edenler, ettirenler İngilizlerdi ve sebebi de İsrail’i o topraklarda devletleştirmek içindi.
Bugün de tutmuş biz genetik olarak araştırdık, İsrail’i kuranlar Türkler falan demeye başladılar. Belki hesaplarında İsrail’le kavgalı gibi görünen amma İsrail’i bölgede zincire vuran Suriye’ye savaş açan ve İsrail’in NATO’ya adım atmasının vizesini veren, İsrail için Türkiye’yi radarlar ve Patriotlarla dolduran “Cesaret Ödülü” sahiplerine arka çıkmak da var.
Velhasıl Siyonizm, çıkarı yoksa bir adım atmaz. Meselâ İsrail’i gerçekten sırf Türk ırkı kursa ve bu genetik olarak inkârı mümkün olmayan bir gerçek olsa, eğer bu gerçeğin Siyonizm’e ve İsrail’in geleceğine, Arz-ı Mevud hayallerine bir katkısı yoksa, öyle bir inkâra yönelirler ki, bırakınız İsrail’de, dünyada bile Türk ırkının genetik olarak var olmadığını “ispatlar” ve bu yayınları yüz üniversitede makale olarak yayınlayıp okul kitaplarında ders olarak okutulmasını sağlarlar...
Lakin Türkiye’de İsrail’in bu değirmenine su taşıyan birileri sürekli çıkar. Bir dönem, 22 Temmuz seçimlerinde MHP’ye İstanbul milletvekili olarak dâhil olan (Ferit Melen’in oğlu) Prof. Dr. Mithat Melen de tutmuş Dünya Gazetesi’nde, “Atatürkçü İsrail” başlığı ile bir yazı yazmıştı...
Atatürkçülük ve İsrail! Varın gerisini siz hesap edin...
11 Ocak 2013 Cuma
5 Kasım 2012 Pazartesi
İBN MEYMUN VE HAZARİK GÖZLERİ
İBN MEYMUNUN RESİMLERİNDE GENELLİKLE HAZARİK GÖZLER GÖRÜYORUZ, ÇAĞDAŞI HAZAR KRALI YUSUF OĞLU DAVİDİ İSPANYAYA GÖNDERİYOR TEVRAT EĞİTİMİ İÇİN BU ARADA İBN MEYMUNDAN DA DERSLER ALIYOR, YANİ HAZARYA İLE İLETİŞİM MEVCUT ACABA???
İbn Meymūn (d. Kurtuba, Endülüs
30 Mart 1135
– ö. Fustat,
Mısır
13 Aralık 1204)
(İbranice:
משֶׁה בֶּן מַימוֹן, Mōšệ ben Mạymôn; Arapça:
أَبُو عِمْرَانِ مُوسَى بْنُ عُبَيْدِ ﭐللهِ مَيْمُونُ ﭐلْقُرْطُبِيُّ
ﭐلإسْرَائِيلِيّ, Ebū ʿİmrān Mūsà ibn ʿUbeydullāh ibn Meymūn
el-Ḳurṭubī el-İsrāʾīlī. Ayrıca Yunanca:
Mωυσής Μαϊμονίδης, Mōusḗs Maimonídēs; bunun Latince
çeviriyazısı Moses Maimonides ve Orta
Çağ Latincesinde
Rabbi Moyses Ægyptius) Musevî filozof,
hahambaşı,
yasa koyucu, Talmud
bilgini ve vezaret tabibi. Musevî bilginler arasında İkinci Musa
lakabı ya da rütbesiyle adının baş harflerinden oluşan RaMBaM
(רמב"ם : Rạbbī Mōšệ ben Mạymôn) adıyla
bilinir. Orta Çağ'ın tartışmasız en önemli Yahudi düşünürüdür.[5]
En önemlileri 14 ciltlik bir Musevî Kanun'u külliyatı Mişna Tora ve önemli bir Orta Çağ felsefe metni olan Şaşkınlar Rehberi (Delāletü 'l-Ḥāʾirīn/Mōrè Nəḇūḵīm) olan muhtelif eserler vermiştir. Belki Raşi (Haham Trekaeli Šəlōmôh ben Yiṣḥāq) hariç hiçbir diğer Talmud sonrası hahamı, Museviliğin terakkisinde onun kadar belirleyici olmamıştır. Bu tesir, şu halk deyişinde hâlâ işitilebilir: "Musa'dan [peygamber] Musa'ya [ibn Meymun], başka Musa zuhur etmemiş" (bknz. Tesniye, XXXIV, 10). Felsefe tarihine etkisi de eş derecede önemlidir. Spinoza dahil halefi birçok Musevî düşünür ve Akinolu Thomas gibi Hıristiyan düşünürler felsefesinden yararlanmıştır.
Hamursuz Bayramı arifesinde, İbn Rüşd'ün de doğum yeri olan Kurtuba'da doğdu. O
dönemler, Batı dünyasının en önemli entelektüel merkezlerinden biri olan
bu kentte ilk eğitimini riyazi,
gökbilimci, Talmud
şarihi, Efsārü
'l-Ḫamse ve merasim kaideleri âlimi olan babası Haham Meymun ibn
Yusuf'tan aldı. İbn Meymun, sağlam bir hahamlık
eğitiminin yanında, zamanında İslam Altın Çağı Endülüs
ve Mağrib'inde rahatça erişilen Yunan ve Arap
bilimlerinin zenginliğinden de istifade etti. Kurtuba'nın 1148'de Fas'tan gelen
ateşli Muvahhidûn'un eline düşmesinin neticesinde Musevilik ve Hıristiyanlık yasaklanınca, İber yarımadasında 12
sene kadar dolaştıktan sonra Meymun ailesi Fas şehrine yerleşti. Fakat
Endülüs'te olduğu gibi Fas'ta da infaz devam ettiği için, aile ancak
dostları şair ve İslam ilahiyatçısı Ebū 'l-ʿArab ibn Me'īşe'nin iyi
niyetli yardımlarıyla kaçabildi. 18 Nisan 1165'te Filistin'e
gitmek üzere Fas'tan ayrıldılar. Akkâ'ya varıp Kudüs
ve El-Halil'e
hacca
gittiler, yalnız Museviliğin Kutsal Topraklarda aldığı şekilden düşkırıklığına uğrayıp
Mısır'da,
Kahire'nin
"iki sebt günü" güneyindeki Fustat
kentine yerleştiler. Baba Meymun ibn Yusuf, 1166 yılında bu kentte öldü.
Musa'nın sarraflık yaparak aileyi destekleyen erkek kardeşi Davud da Doğu Hint Adaları'na yaptığı bir seyahat
esnasında boğularak öldü. Böylece ailenin mali kaynaklarıyla Davud'a
teslim edilmiş olan ticari meval beraber yitti. Bir süre bu facianın
tesirinden kurtulamayan Musa, ardından tıp
alanındaki çalışmalarına geri dönerek Salahaddin Eyyubî'in
veziri olan El-Ḳaḍī el-Fāẓıl'ın şahsî tabipliğine kadar yükseldi. El-Ḳıftī'nin
aktardığında göre, "Askalân'da
Frenklerin Kralı" Arslan Yürekli Rişar'ın
teklif ettiği benzer bir makamı geri çevirdi. Meymun ailesini Fas'ta
kurtardıktan yaklaşık 20 sene sonra, Ebū 'l-ʿArab ibn Me'īşe, Mısır'da
hür bir Musevî olarak yaşamını sürdüren Musa'yla tekrar karşılaşınca onu
İslam'dan sapmakla suçlayıp yetkili mercilere şikâyet etti. Bundan da
Meymun ailesinin Mısır'da Müslümanmış gibi yaşamak zorunda kaldıklarını
anlıyoruz. Fakat suçlamaları merciler tarafından geri çevirildi ve İbn
Meymun'a Mısır'daki bütün Musevî cemaatlerinin önderliği anlamına gelen Nāgîd makamı
bahşedildi. İbn Meymun, son rahatsızlanmasına kadar hem tabip, hem de
Nāgîd sıfatıyla faaldi. Vefatıyla Fustat'ta gerek Musevî gerek
Müslümanların katılımıyla üç gün umumî yas tutuldu; Kudüs'te cenaze
merasimi ve umumi oruç tutuldu; büyük hahamın naaşı Celile'nin
Taberiyye
kaziyesinde defnedildi.
Museviliği Aristoteles felsefesiyle uyumlu hale getirmeye
çalışmış olan İbn Meymun, metafiziğin en yüksek insanî faaliyet türü
olduğunu, fakat bunun herkese açık olmadığını söylemiştir. Tanrı'nın ve
dünyanın doğasına ilişkin sağlam ve gerçek bir kavrayışa, yalnızca
felsefenin erişebileceğini öne süren İbn Meymun, Tanrı'nın varoluşunu
tümüyle Aristoteles'in koyduğu ilkelere dayanarak kanıtlamıştır.
İbn Meymūn (d. Kurtuba, Endülüs
30 Mart 1135
– ö. Fustat,
Mısır
13 Aralık 1204)
(İbranice:
משֶׁה בֶּן מַימוֹן, Mōšệ ben Mạymôn; Arapça:
أَبُو عِمْرَانِ مُوسَى بْنُ عُبَيْدِ ﭐللهِ مَيْمُونُ ﭐلْقُرْطُبِيُّ
ﭐلإسْرَائِيلِيّ, Ebū ʿİmrān Mūsà ibn ʿUbeydullāh ibn Meymūn
el-Ḳurṭubī el-İsrāʾīlī. Ayrıca Yunanca:
Mωυσής Μαϊμονίδης, Mōusḗs Maimonídēs; bunun Latince
çeviriyazısı Moses Maimonides ve Orta
Çağ Latincesinde
Rabbi Moyses Ægyptius) Musevî filozof,
hahambaşı,
yasa koyucu, Talmud
bilgini ve vezaret tabibi. Musevî bilginler arasında İkinci Musa
lakabı ya da rütbesiyle adının baş harflerinden oluşan RaMBaM
(רמב"ם : Rạbbī Mōšệ ben Mạymôn) adıyla
bilinir. Orta Çağ'ın tartışmasız en önemli Yahudi düşünürüdür.[5]En önemlileri 14 ciltlik bir Musevî Kanun'u külliyatı Mişna Tora ve önemli bir Orta Çağ felsefe metni olan Şaşkınlar Rehberi (Delāletü 'l-Ḥāʾirīn/Mōrè Nəḇūḵīm) olan muhtelif eserler vermiştir. Belki Raşi (Haham Trekaeli Šəlōmôh ben Yiṣḥāq) hariç hiçbir diğer Talmud sonrası hahamı, Museviliğin terakkisinde onun kadar belirleyici olmamıştır. Bu tesir, şu halk deyişinde hâlâ işitilebilir: "Musa'dan [peygamber] Musa'ya [ibn Meymun], başka Musa zuhur etmemiş" (bknz. Tesniye, XXXIV, 10). Felsefe tarihine etkisi de eş derecede önemlidir. Spinoza dahil halefi birçok Musevî düşünür ve Akinolu Thomas gibi Hıristiyan düşünürler felsefesinden yararlanmıştır.
Hayatı [değiştir]
Hamursuz Bayramı arifesinde, İbn Rüşd'ün de doğum yeri olan Kurtuba'da doğdu. O
dönemler, Batı dünyasının en önemli entelektüel merkezlerinden biri olan
bu kentte ilk eğitimini riyazi,
gökbilimci, Talmud
şarihi, Efsārü
'l-Ḫamse ve merasim kaideleri âlimi olan babası Haham Meymun ibn
Yusuf'tan aldı. İbn Meymun, sağlam bir hahamlık
eğitiminin yanında, zamanında İslam Altın Çağı Endülüs
ve Mağrib'inde rahatça erişilen Yunan ve Arap
bilimlerinin zenginliğinden de istifade etti. Kurtuba'nın 1148'de Fas'tan gelen
ateşli Muvahhidûn'un eline düşmesinin neticesinde Musevilik ve Hıristiyanlık yasaklanınca, İber yarımadasında 12
sene kadar dolaştıktan sonra Meymun ailesi Fas şehrine yerleşti. Fakat
Endülüs'te olduğu gibi Fas'ta da infaz devam ettiği için, aile ancak
dostları şair ve İslam ilahiyatçısı Ebū 'l-ʿArab ibn Me'īşe'nin iyi
niyetli yardımlarıyla kaçabildi. 18 Nisan 1165'te Filistin'e
gitmek üzere Fas'tan ayrıldılar. Akkâ'ya varıp Kudüs
ve El-Halil'e
hacca
gittiler, yalnız Museviliğin Kutsal Topraklarda aldığı şekilden düşkırıklığına uğrayıp
Mısır'da,
Kahire'nin
"iki sebt günü" güneyindeki Fustat
kentine yerleştiler. Baba Meymun ibn Yusuf, 1166 yılında bu kentte öldü.
Musa'nın sarraflık yaparak aileyi destekleyen erkek kardeşi Davud da Doğu Hint Adaları'na yaptığı bir seyahat
esnasında boğularak öldü. Böylece ailenin mali kaynaklarıyla Davud'a
teslim edilmiş olan ticari meval beraber yitti. Bir süre bu facianın
tesirinden kurtulamayan Musa, ardından tıp
alanındaki çalışmalarına geri dönerek Salahaddin Eyyubî'in
veziri olan El-Ḳaḍī el-Fāẓıl'ın şahsî tabipliğine kadar yükseldi. El-Ḳıftī'nin
aktardığında göre, "Askalân'da
Frenklerin Kralı" Arslan Yürekli Rişar'ın
teklif ettiği benzer bir makamı geri çevirdi. Meymun ailesini Fas'ta
kurtardıktan yaklaşık 20 sene sonra, Ebū 'l-ʿArab ibn Me'īşe, Mısır'da
hür bir Musevî olarak yaşamını sürdüren Musa'yla tekrar karşılaşınca onu
İslam'dan sapmakla suçlayıp yetkili mercilere şikâyet etti. Bundan da
Meymun ailesinin Mısır'da Müslümanmış gibi yaşamak zorunda kaldıklarını
anlıyoruz. Fakat suçlamaları merciler tarafından geri çevirildi ve İbn
Meymun'a Mısır'daki bütün Musevî cemaatlerinin önderliği anlamına gelen Nāgîd makamı
bahşedildi. İbn Meymun, son rahatsızlanmasına kadar hem tabip, hem de
Nāgîd sıfatıyla faaldi. Vefatıyla Fustat'ta gerek Musevî gerek
Müslümanların katılımıyla üç gün umumî yas tutuldu; Kudüs'te cenaze
merasimi ve umumi oruç tutuldu; büyük hahamın naaşı Celile'nin
Taberiyye
kaziyesinde defnedildi.
Felsefesi [değiştir]
Museviliği Aristoteles felsefesiyle uyumlu hale getirmeye
çalışmış olan İbn Meymun, metafiziğin en yüksek insanî faaliyet türü
olduğunu, fakat bunun herkese açık olmadığını söylemiştir. Tanrı'nın ve
dünyanın doğasına ilişkin sağlam ve gerçek bir kavrayışa, yalnızca
felsefenin erişebileceğini öne süren İbn Meymun, Tanrı'nın varoluşunu
tümüyle Aristoteles'in koyduğu ilkelere dayanarak kanıtlamıştır.Eserleri [değiştir]
"Kitab Tedbir el-Sıhhat" (Sağlığın Korunması Kitabı)4 Kasım 2012 Pazar
HAZARİK BAYRAKLAR VE TÜRK BEYLİKLERİ
Altı Köşeli Yıldız, Hexagram, Muhr-u Suleyman, Davut Yıldızı
ED tamgası Ön-Türkçe’de “ Var Etme, yaratma” anlamına gelir.
KÜN-EKİ ( GÜN-AY, Güneş ve Ay ) sembolü içiçe, tersyüz iki üçgendir.
Altı köşeli yıldız ( Hexagram ) olarak da bilinir.Bu şekli İdil-Oral ve
Alplerde Kamunlar vadisinde, şu şekillerde görürüz.
EDİN-ER, EDİN-İR, DİNGİR, TENGİR,
TENGRİ, TENRİ ve TANRI değişiminden geçmiştir. EDİN-ER, Sümercede TANRI
demekti. Sonraki bin yıllarda DİNGİR de aynı anlamda kullanılmıştır.
EDİS kelimesi, M.Ö.3000’lerde Ege bölgemize ve Yunanistan’da varlık gösteren ve Ön-Türk olan Pelasglar’da Tanrı anlamına gelirdi. I O = ED IS ONG = Yaratma Başarısı = Yaratan demekti.
EDİS kelimesi, M.Ö.3000’lerde Ege bölgemize ve Yunanistan’da varlık gösteren ve Ön-Türk olan Pelasglar’da Tanrı anlamına gelirdi. I O = ED IS ONG = Yaratma Başarısı = Yaratan demekti.
Ön-Türkçe’de UÇU-EKİ tanımlanır.
“Gök İkilisi” anlamına gelir. M.Ö.3000 yıllarında Ortadoğu’ya indiği
sanılmaktadır. Aslı bilinmediği fakat kutsal sayıldığı için İslamiyet’te
Mühr-ü Süleyman, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta Davud’un Yıldızı ( Star
of David ) olarak bilinir. Selçuk ve Osmanlı sanatında, çiniler,
tabaklar, sahan ve siniler üzerinde, tahta ve tavan süsleri arasında çok
sık kullanılmıştır..
MÜHR-Ü SÜLEYMAN, Yüce ALLAH’ın
CELÂL ve CEMÂL sıfatlarını sembolize eder. Bu yüzden Gök ikilisi, yani
iki ilahi vasıf açıklaması son derece yerindedir. Kur’an’da
anlatıldığına göre, Hz. Süleyman bu MÜHÜR’ü yüzüğünde taşırmış. O yüzüğe
sahip olduğu sürece de kuşların, Karıncaların dilini anlar, cinlere
hükmedermiş. Bir gün cinlerden biri bu yüzüğü çalmış, SÜLEYMAN da bu
kudretini kaybetmiş.
Altı köşeli yıldız, bugün
dünyada İsrail bayrağı ve Yahudi sembolü diye bilinmektedir.
Yahudiler’in altı köşeli yıldız’ı kendilerine sembol ve bayrak
yapmaları, Musevi Hazar Türkleri’nden dolayıdır. Bilindiği gibi Dünya
Musevilerinin yarısından çoğunu Hazar Türkleri’nin soyundan gelenler
oluşturmaktadır. (Bakınız: Arthur Kostler, 13. Kabile, Ansiclopedia
Judaica) İsrail bayrağına mavi renkte işlenmesinin sebebi de, mavi
rengin hemen hemen bütün Türk boylarında Tanrı’ya işaret etmesidir ( Gök
rengi ).
İstanbul'daki yüzlerce yıllık
tarihe sahip pek çok caminin tavan, duvar ve cam süslemelerinde de
Mühr-ü Süleyman deseni bulunmaktadır. Mühr-ü Süleyman, metal, ahşap,
mimari, dokuma gibi pek çok dalda nakış amaçlı kullanılmıştır. Taş,
ağaç, cam, kağıt vb. satıhlarda merkezî motif niyetine kullanılmıştır.
Osmanlılar'da ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları,
cami tezyinatları, padişah gömlekleri, sancaklar, anıtlar ve kemer
kilit taşlarıyla çini, seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda,
mutfak eşyalarında, çeşmelerde, sebillerde, giyim eşyaları ve takılarda
kullanılmıştır.
Aslında altı köşeli yıldız,
Yahudiler'den ve İsrail Devleti’nden çok önce, bizde Anadolu’da
kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları, Artukoğulları ve İlhanlılar'ın
eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında sık rastlanır.
Antalya ve çevresine yerleşen
Teke Türkmenleri'nden dolayı bu bölgenin adı Teke Sancağı olarak
isimlendirilmiş ve 14 Mayıs 1373'te Teke Beyi Mehmet Bey, Antalya
burçlarına beyaz zemin üzerine kırmızı altı köşeli yıldız ve uçlarında
Müslüman Türk'leri de betimleyen altı adet hilal ekleyerek ve bayrak
ucunda kutsallığı ve göksel ışığı betimleyen çift şerit eklenmiş Hazar
Bayrağı'nı asmıştır.
Teke
Beyliğinin Sancağı
Candaroğullarının Bayrağı
Karamanoğullarının
Bayrağı

CANDAROĞULLARI (İSFENDİYAR OĞULLARI) BAYRAĞI
Flag according to the Catalan Atlas.
CANDAROĞULLARI (İSFENDİYAR OĞULLARI) BAYRAĞI
Flag according to the Catalan Atlas.
Üsküdar
Gülnuş Emetullah Valide Sultan Camii giriş kapısındaki süleyman mührü
Barbaros Hayrettin Paşanın sancağı
Barbaros Hayreddin Paşa’nın,
Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nde bulunan sancağının en üstünde "Allah'tan
bir yardım ve yakın bir fetih vardır. (Ya Muhammed) Mü'minlere müjde
ver" (Saff Suresi 13.) ayet-i kerimesi bulunmaktadır.
Ortasında bulunan kılıç ise
Zülfikar'dır. Zülfikar, Hz. Muhammed (S.A.V)'in damadı ve evliyaların
pîri olan Hz. Ali'nin çatal şeklindeki meşhur kılıcının adıdır.
Hayreddin Paşa'nın sancağında,
Zülfikar'ın yanındaki "beyaz el" ise "Pençe-i Âl-i Aba"yı yani Hazreti
Muhammed (S.A.V.), kızı Hz. Fatma (r.a.), damadı Hz. Ali (r.a.) ile
torunları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) olmak üzere 5 kişiyi
temsil eder.
Sancağın dört köşesinde, 4 Büyük
Halifenin ; Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin mübarek
isimleri bulunmaktadır.
Sancağın alt ortasındaki iç içe iki
üçgenden oluşan yıldız şeklindeki Hz. Süleyman (A.S.)'ın mührü ise
geçmişte yaygın olarak kullanılan ve Mühr-ü Süleyman olarak bilinen
Rahmani bir simgedir.
11 Kasım 2011 Cuma
kırımçaklar
Hazar ve Kırımçaklar Bölge Haritası
Kırımçak Türkleri
Kırımçaklar, 1989 sayımına göre sayıları 1.559 olan bir Musevi Türk cemaatidir. Kırım'ın yerleşik halklarından olan Kırımçaklar, yarım adanın güneyinde otururlar. Bu topluluğun kültüründe bazı helenistik etkilerin olduğu ve bunların batıl inanışlar veya gelenekler şeklinde devam ettiği söylenmektedir.
Kırımçaklar, Türk dünyası içerisinde Musevî olmaları yönüyle Karaim Türkleriyle birlikte dikkat çekmektedirler. Kırımçakların, Karaimlerle birlikte Kırım’da yaşıyor olmaları sebebiyle birbirleriyle karıştırıldığı görülür. (Kalafat 1999;63) Bugün bölgede yaşayan Musevî Türklerin, 10.yy sonunda Hazarların dağılmasından sonraki bakiyeleri oldukları düşünülmektedir. Mevcut bilgiler de bu görüşleri destekler. Ancak, etnik oluşum açısından Karaim ve Kırımçaklar arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar inançlarına da yansımaktadır.
Kırımçak adına 1859 tarihli Rus kaynaklarında rastlanıldığı ifade edilmektedir. 18.yy sonunda Kırım’ın Rus yönetimine girmesi ve 19.yy. bölgedeki diğer Yahudilerden ayırt edebilmek için ‘Kırımçak’ adının kullanıldığı anlaşılmaktadır (The Crımean Jews, , http://www.eki. ee/books/redbook/ crimean_jews.shtml)
Kırımçakların Nüfusları
Kırımçaklar, Kırım yarımadasının Karasu Pazar, Kerç, Kefe, Solhat, Mangup bölgelerinde yoğun olarak yaşamaktadırlar. Kırımçakların 1783’ten itibaren yapılan nüfus sayımlarında kayıtlara geçtiği bilinmektedir. 1939 sayımında yaklaşık 8.000 olan Kırımçakların nüfusunu 1959’da 1.500 olarak görüyoruz. II. Dünya Savaşında Kırım, Almanlar tarafından işgal edildi. Musevî olan Kırımçaklar, Almanların soykırımına uğradılar.
Kırımçakların bir kısmı 1920-21’deki iç savaş ve sonraki kıtlık dönemlerinde bölgeden göç ederler. Bu göçler ABD’ye (400 kişi), İsrail’e (200 kişi) ve Türkiye başta olmak üzere Arjantin, Almanya ve Rusya’ya olur. Kırım’daki Kırımçaklar bugün yaklaşık 500 kişi kadardır.
Dil ve din hakkında
Kırımçak adının 1859’da görülmesine rağmen etnik teşekkülünün 13–14. yy’da başlayıp 19. yy’da tamamlandığı dikkat çekicidir. Kırımçakların etnik yapısının temelini Hazar bakiyesi Türk grupları oluşturmuştur. Bunun en önemli delili kullanmış oldukları dilleridir.
B. F. Blagove, Kırımçakların dili için ‘Karluk-Uygur grubunun Çağatay diyalektini konuşurlar’ der. ( Lombrozo, 2000; 2-3).
Kırımçakların, Musevî olmalarına rağmen, doğrudan Tevrat’ı kabul etmek yerine Tevrat’la birlikte Talmud’u kabul etmeleri sosyolojik bir tavır olarak karşımıza çıkar. Ortodoks Yahudi olarak tanımlanan Kırımçakların bu tavrını Tanrı dini dışındaki dinleri kabul eden diğer Türk boylarında da görürüz. Kırımçaklar içinde bu temel etnik yapının dışında, Gürcü, Arnavut ve özellikle Ceneviz mahreçli Musevî grupların da bulunduğu dikkati çeker. Ayrıca, İspanya ve Portekiz’den sürgün edilen Yahudilerin bir kısmının Türkiye üzerinden Kırım’a da göç ettiklerini ve bunların dinî birliktelik açısından Karaim ve Kırımçaklarla bir arada bulunduklarını da belirtmek gerekir.
Kırımçaklarda bu isimler yanında Türkçe lâkaplar da kullanılmaktadır. Aybat ‘ay yüzlü’, altan, babai ‘yaşlı erkek, baba’, bahşi ‘bakşı’, kokuş ‘hindi’, çolak, çubar ‘siyah-beyaz alalı at’ gibi Türkçe lâkaplar Kırımçaklardaki hakim etnik unsurun da göstergesidir.
Kırımçaklarda dinî merasimlerin dili İbranîce’dir. Tevrat ve Talmud’un anlaşılabilmesi için özellikle 1866-1899 arasında Karasu Pazar’da Haim Hizkiyav Medini tarafından İbranîce’den Kırımçak Türkçesine çeviriler yapılmıştı.
İbranî yazısı ile Kırımçak Türkçesinin az sayıdaki bu eserleri Sanpetersburg ve Rus Millî Saltykov-Çedrin Kütüphanesi el yazmaları bölümlerinde bulunmaktadır. ( Lombrozo, 2000; 4).
Yanam desem (eski halk türküsü)
Anam desem - anam yoh,
Atam desem - atam yoh,
Balnitsağa hasta çuştım,
- Nedır alıñ degen yoh.
Alef dedım, bet dedım,
Ya men saña ne dedım:
Ahqan suvlar merekeb olsa,
Yazılıb pıtmez derdım.
Elıfım noqtalandı,
Az derdım çoqçalandı,
Yetış, anam, yetış, atam,
Qabırım tahtalandı.( Krımçaki 1999,80)
Kırımçak Diğer bir Türk grubu da Kırımçak'lardır. Bunlar da hem Tevrat'ı hem de Talmut'u kabul ederler. Kırımçak'lar da Karay Türkleri gibi Kırım yarımadasında yaşamaktadırlar. Bir zamanlar kalabalıkken, Alman işgalinde kıyıma uğramış bir Türk kavmidir. Bu gün sayıları oldukça azdır.
kırımçaklar kimdir
Kırımçaklar kimdir?
Ünver SEL
Hazar Yahudilerinin öteki Yahudi toplulukları ile olan ilişkileri Doğu Avrupa Yahudilerinin ne kadarının Hazarlardan kalma bir çekirdekten türemiş olabilecekleri konusu, günümüzde yepyeni bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu toplumun torunları, bulundukları yerlerde yaşamayı sürdürenler, Amerika ve Batı Avrupa'ya göç edenler, İsrail'e yerleşenler her biri ayrı bir araştırmaya konu oluşturacağı düşünülebilir.
Yahudiliğin hazar kökeni konusunda en önem-li tarihi araştırmacılardan birisi, İsrail Tel Aviv Üniversitesi'nin Ortaçağ Yahudi Tarihi öğretim Üyesi Prof. Dr. A.N. Poliak'tır. Poliak'ın "Hazarya" adını verdiği eseri İbrani'ce olarak 1944 yılında Tel Aviv'de yayınlanmıştır. Yazar bu kitabında Yahudilerin atalarının Turu Sina'dan değil, Kafkas dağlarından geldiği; Ürdün dolaylarından değil, Volga dolaylarından koptuğu iddiasında bulunmaktadır. Dolayısıyla Kafkaslar Arî ırkının beşiğidir diyen yazar, Yahudilerden İbrahim'e, İshak'a ve Yakub'a yakınlığı kadar Hunlara, Uygurlara ve Macarlara yakın olduğunu kabul etmektedir. Böylelikle bu kuram antisemitizm (Sami düşmanlığı=Yahudi düşmanlığı) adı verilen hareketin ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Yahudiler, Türk tarihi açısından her zaman önemli olmuştur. Türk tarihinde Yahudiler en çok Osmanlı Devleti döneminde yer işgal etmişlerdir. 15. ve 16. yüzyıllarda, Avrupa ülkelerinde dinlerinin farklı olmasından dolayı, çok büyük zulümlere ve katliamlara maruz kalan Yahudilerin büyük çoğunluğu Türkler tarafından kabul edilmiştir. Bu dönemden günümüze kadar, diğer Gayrimüslimlerle birlikte çok sayıda Yahudi, Türklerin hâkimiyetinde yaşamıştır.
Bizim burada makale konumuz "Kırımçak" adı verilen Musevi topluluğudur. Kırımçakların menşei, dili ve folkloru bugüne kadar araştırmacıların dikkatini yeterince çekmemiştir. Hata pek çok araştırmacı böyle bir halkı tanımamaktadır. Kırımçaklar Türk dünyası içerisinde Musevi olmaları yönüyle Karaim Türkleriyle birlikte dikkat çekmektedirler. Kırımçakların, Karaimlerle birlikte Kırım'da yaşıyor olmaları sebebiyle birbirleriyle karıştırıldığı görülür.
Kırımçaklar, elbette Kırım topraklarında yaşa-yan tarihi bir halktır. Bu halkın Kırım'da oluşan tarihi ve devirleri asırların derinliğine uzanmak-tadır. Bazı tarihçilerin fikirlerine göre, Kırımçaklar 1492 senesinde Portekiz ve İspanya'dan kovularak Kırım'a gelip yerleşen Güney Avrupa Yahudilerinin torunlarıdır. Bunlar Kırım'dan önce Kefeye yerleşmişler ve daha sonra Kırım'ın başka şehirlerine göç etmişlerdir. Diğer bir grup tarihçiler ise Kırımçakların, Kırım'da ortaya çıkması hakkında farklı bir teori ortaya koymaktadır. Bunlar Kırımçakların Kırım'ın kadim halklarından olup, tahminen 6–8 yüzyıllarda etnik karakterlerinin şekillendiğini iddia etmektedirler.
Kırımçak adına ilk defa 1859 tarihli Rus kaynaklarında rastlanmaktadır. 18. yüzyılın sonunda Kırım'ın Rus yönetimine girmesi ve 19. yüz-yılda bölgedeki diğer Yahudilerden ayırt edebilmek için "Kırımçak" adına kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kırımçak teriminin esası, Kırım+Türkçe küçültme anlamını ifade eden “-çak” ekinin birleşmesiyle oluşur. Kırım sakini Kırım'da oturan anlamına gelir.
Öte yandan bu bölgede yaşayan diğer bir Musevi topluluğu da Karaim Türkleridir. Karaimler eski Kıpçak ve Hazarların kalıntısı olarak kabul edilmektedir. Karaimler günümüzde başta Polonya, Litvanya ve Kırım olmak üzere, diğer Doğu Avrupa ülkelerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadır. Karaimler diğer Türk Topluluklarından ayıran en önemli özellik, Musevi dinine mensup olmalarıdır. Bu topluluğun adı "okuma bilen" anlamına gelen " Karay" teriminden gelmektedir. İbranice çoğul takısı olan “-im” eklenerek, "Karaim" olarak adlandırılmıştır.
Karaimler Musevi olmakla beraber Yahudilikten farklı bir mezhebe mensupturlar. Kutsal kitap olarak "Talmud" u değil " Tevrat" ı kabul ederler ve ibadetlerini Türkçe olarak yaparlar. Kırımçak adı verilen Musevi topluluğu ise Karaim Türklerinin tam tersi olarak, " Talmud" uda benimseyen bir topluluk olarak dikkati çekmektedir.
Kırımçaklar dil, adet, gelenek, görenek, kıyafet ve yaşayış açısından Türklere benzerler. Bunlardan başka Kırımçakların inançlarında Türk unsurları ile karşılaşmak mümkündür. Örneğin dini metinlerde ve ibadetlerde ilahın adı "Tengri" olarak kullanılmaktadır.
Kırımçakların cemaatleri Kırım'da Mangup, Çufut Kale ve Gözleve'de yaşamışlardır. Lâkin en büyük cemaat Karasu nehrinin sol kıyısına yerleşmiştir. Bu yer halen "Kırımçak tarafı" olarak adlandırılmaktadır. Kırımçaklar bu topraklardan 15. Yüzyıl sonu ile 16. Yüzyıl başları arasında Kefe ve Eski Kırım şehirlerine göç etmişlerdir.
Çarlık Rusyası vesikalarında Kırımçaklar adı 1859 yılından sonra görülmeye başlamıştır. 1920'nci senelerde Kırımçaklar öz medeni toplumsal cemiyetlerini ve kurumlarını meydana getirmişlerdir. Okullar açıp dillerini ve toplumsal yapılarını korumaya başlamışlardır. Fakat Sovyetler Birliği döneminde diğer halklarla karışıp asimle olma tehdidi ile karşı karşıya gelmişlerdir. Ancak halkın yok olmayan kesimi 1989 senesinde Kırım-Akmescit'de öz cemiyetlerini teşkil ederek; dil, medeniyet ve sanatlarını tekrar gökyüzüne çıkartarak yeniden faaliyete başlamışlardır.
Kırım Hanlığı döneminde Kırımçakların örf ve adetleri, dilleri ve dinleri muhafaza edile gelmiş- tir. 19. yüzyılda dericilikle ilgili meslekler Kırım- çakların esas işleri olmuştur. Sahtiyenler, toplar, ayakkabılar, nakışlı kuşaklar ve mestler Kırımçakların bilinen el işçiliği ürünleridir. Bu imalat ürünlerini yapanlar ve satanlar (tüccarlar) Kırımçaklar arasında ayrı olarak ticaretle uğraştığı bilinmektedir. O dönemde Kırımçakların Kırım'da yaptığı diğer işler ise demircilik, bahçecilik, bağcılık, bostancılık ve bakırcılık olarak sıralanabilir. Ayrıca şarap, sirke ve rakı yapma işleriyle de meşgul olanlar olmuştur.
Kırımçakların dilleri, Kıpçak dilleri grubuna girmektedir. Bu yüzden Kumuk, Kırım Tatar ve Karaim dillerine yakındır. 19. yüzyılın sonuna kadar Kırımçaklar kendi dillerini Çağatay dili olarak kabul etmişler. Esasında Kırımçak dili Kırım'da şekillenerek dağılmıştır.
1989 yılında Sovyetler Birliği genelinde 1448 adet Kırımçak'ın yaşadığı bildirilmektedir. Bunlardan %34,9' unun Kırımçak dilini konuştuğu tespit edilmiştir. Bugün ise Kırımçak dili Rus dili ile zenginleştirilmiştir. Günümüzde Kırımçak dilini 1930'lu yıllara kadar doğan insanlar konuşabilmektedir. Buda mevcut Kırımçakların % 15–20' sidir.
20. yüzyıl başında Akmescit ve Karasubazar' da Kırımçak dilinde ders veren 2 ilkokul açılmış-tır. Kırım SSCB dönemi olarak adlandırılan bu Sovyet rejiminin ilk 10 yılında Kırımçak çocukları kendi ana dillerinde ilkokula gitmişlerdir. Fakat daha sonra bu ilkokullar kapatılmıştır. Nihayet 1989 senesinde Akmescid' de çeşitli yaşlardaki kişilere Kırımçak dilini öğreten bir okul (veya kurs) faaliyete geçmiştir. 20. yüzyılın ilk 10 yılında Kırımçak diliyle eğitim yapan okullarda Latin alfabesi, 1936 senesinden sonra ise Kiril alfabesi kullanılmıştır.
Kırımçakların en büyük cemaati Karasubazar'ın doğu kısmında, Karasu nehrinin sol tarafına yerleşmiştir. Bu yer günümüze kadar "Kırımçak tarafı" olarak adlandırılmıştır. Kırımçakların yaşadığı yıllarda buradaki evler taştan yapılıp, duvarları iki taraftan başta balçıkla sıvanıp sonra üzerine kireç sürülmüştür. Evlerin çatıları kiremitle kaplıdır. Pencereler bahçeye bakmaktadır. Bahçeler ise taş duvararla örülüp sokaktan ayrılmıştır.
Tanınmış etnograf İ. S. KAYA, Kırımçakların evleri hakkında şöyle yazmaktadır: "Kırımçakların evleri mutfak- aşhane, giriş ayet, bir ya da iki odadan ibaret olup; Kırım Tatarlarının evlerine benzemektedir. Odalar içinde yere kiyizler, kilimler ve duvar dibine ise minderler döşenmektedir. Duvarlara ayrıca yan yastıklarda dayanmaktadır. Bu yastıklar mutlaka nakışlı, dar ve uzun örtülerle örtülmektedir. Odanın ortasına alçak sofra kürsü konulmaktadır. Bu sofranın başına bütün aile toplanmaktadır. Gece bu oda yatak odasına çevrilmektedir. Her bir Kırımçak ailesinde tabak, çanak ve tencere çok olmaktadır. Çünkü her ana kendi kızı için bu eşyaları düğünden evvel hazırlamaktadır."
Kırımçakların folkloru tarihi Türk geleneğine dayanmaktadır. Örneğin "Aşık Garip" Kırımçakların en popüler masallarından birisi sayılmaktadır. Bu masalı başka varyantları Orta Asya, Kafkas ve Kırım'ın Türk topluluklarında da rastlamak mümkündür. "Padişah, onun oğlu ve dünyanın en dilber kızı" masalı da kadim eserlerden birisidir. Kırımçaklarda folklorun bu numuneleri yırlar, takmacalar, atalar sözü ve aytımları da eski zamanlardan beri "Cönk(elyaz-maları)" ile yazılıp toplanmaktadır. Sovyetler Birliği zamanında 1920'li yıllarda Kırım'ın çeşitli şehirlerinde " Kırımçak Kulüpleri" açılmıştır. Bu kulüplerde Kırımçak dilinde tiyatro oyunları sahnede uygulanmıştır. Bu sahnede İncil'den alınan pasajlarla "Esfir ve Ördehay", tarihi Türk komedi eserlerinden "Arşın Mal alan", "Köroğlu" ve diğer eserlerle Kırımçakların hayatından alınan "Cenk Kurbanları" ve "Amina’da Gelin" adlı eserler gösterilmiştir.
Musevi dinine mensup olan Kırımçaklar, dualarını ve kitaplarını İbranice olan kutsal kitaplarında Kırımçak diline tercüme etmişlerdir. Aynı zamanda Kırımçak dilindeki bu dini metinlerde "Tengri" inancı ile ilgili unsurlara da rastlanmaktadır.
Karasubazar'da ki Kırımçaklar hakkında araştırmalar yapan Pyer Lakup, Kırımçakların dinlerini nasıl güttükleri hakkında şöyle yazmaktadır: "Bütün dini adetlere Kırımçaklar riayet etmeye uğraşmaktalar. Sabah ve akşam Kırımçaklar ibadethaneye gelmekte, dualar okumakta, hatta dualarını Müslüman Kırım Tatarlarının makamı ile söylemekteler. Karasubazar'da Kırımçakların üç adet ibadethanesi bulunmakta. Bu ibadethaneler Tatarların camileri gibi kilimlerle donatılmıştı. Cemaatte aynı Müslümanlar gibi oturup dua etmektedir. İhtiyarlar ibadethanenin çıkışına yakın oturmaktadır. Kalanlar ise ön kısımda ibadet etmektedir."
Etnografik araştırmacıların belgelerine göre, Kırımçaklarda kızlar 13–15 yaşlarında, erkekler ise 16–18 yaşında evlenmektedirler. Ana-babalar çocuklarının bebeklik çağlarında evlenmeleri yönünde beşik kertmesi yapmaktadırlar. Vakti gelince iki genç çeşitli bayramlarda ve törenlerde tanışmaktadırlar. Daha sonra erkek tarafından gönderilen dünür -kuda / "elçi", kıymetli bir hediye ile ("Be") kızın evine gitmekte. Kızın bu hediyeyi kabul etmesi bu dünürün teklifini kabul etmesi anlamına gelmekte. Bundan sonra iki tarafın ana-babaları görüşüp düğün “toy günü”nü tayin etmekteler.
Düğün ise cumartesiyi pazara bağlayan gece ("Yuhkun") başlamakta. Pazar günü kızın çeyizi başkalarına gösterilmek için evin bir odasına serilmekte. Salı günü "kız gecesi", Çarşamba günü "yaşlar / gençler gecesi" yapılmakta. Bu günler damat- kiyev ve gelin- kelin akrabalara tanıdıklara ve birbirlerine mendil hediye etmekteler. Bu olaya "marama sermek" adı verilmekte. Çarşamba günü akşamüstü gelinin evinden bütün çeyiz damat evine alınıp getirilmekte. Cuma günü akşam ise gelin giydirilmekte ve annesi tarafından geline 13 altın ziynet eşyası hediye edilmekte. Daha sonra kızın başı üzerinde yağlı hilal şeklindeki pide parçalanarak etrafındaki kişilere dağıtılmakta. Kızın babası ise kızına kuşak bağlamakta daha sonra gelinle damat " Kaal " adında ki ibadethaneye giderek "Rebi" adı verilen din adamı ile birlikte dualar okur. Burada gençlerin başları üzerinde 3 sefer horoz çevrildikten sonra, gençler damat evine gitmekte idiler. Burada gelin ve damat ayrı odalarda oturup misafirler ile birlikte eğlenirler.
Cumartesi günü düğün devam eder. Damat sabahtan ibadethaneye giderek, Tevrat okur, gelin ise misafirleri kabul eder. Bu kabulde gelin kendi gelinliğini giyerek "Kiyih-yavluk" bağlar. Akşam ise gençler dağılmakta buna karşılık yaşlılar düğüne gelir. Düğünden sonra ise 40 gün gelin evden çıkmaz. Gelini anne - baba evine götürme merasimine ise "kırkını çıkarma" adı verilir.
Her bir Kırımçak belli bir yaşa gelince "Kefenlik Biçmek " âdetini geçirmek mecburiyetindeydi. Bu âdete göre insanın sağlığında ölümü hatırlaması ve ölüme hazırlanması için kefenli gömleği (kolmek) , donu (işten), kalpağı; biçilip, kesilip ve dikilip sandığa saklanması amaç edinilmişti. Bununla beraber bohça içinde ip, iğne, çarşaf, sabun, rakı ve birkaç mendil koyulmakta idi. Kırımçaklarda ölümden sonra "Hevra akodes"e mahsus cemaatin vekilleri cenazeyi düzenlemek için ölen kişinin evinde toplanırlar. Daha sonra ise ölen kişiyi yıkayarak önceden hazırlanmış kefenliği giydirmekte idiler. Ölen kişi bu şekilde tabuta konularak eve sokulur. Bütün gece evin içinde ölen kişinin yanında matem yırları söylenir. Sabah tabut evin bahçesine çıkarılır. Gelenlere ölen kişi ile helalleşme fırsatı verilir. "Kadis" duası okunduktan sonra fakirler için para toplanır. Tabut mezarlığa götürülür iken, yolda "Sohne bolu" marşı okunur. Cenazeyi gömme esnasında "Micva mihla ölüyü bağışla" sözü söylenir. Daha sonra cenaze aşı dağıtımında "Âmin yumurtası", "Rakı", "Şarap", "Coce" den oluşan yemekler ölümün 7. ve 30.cu günleri ile 11 ay geçince "Tkun" duaları ile birlikte dağıtılır.
Geçen zamanlarda Kırımçak kadınlar evde doğum yapmakta idiler. Eve "evenay" ve yeni doğuran bir anne davet edilir. Doğan çocuk ilk olarak annesi tarafından değil, bir sütanne tarafından emzirilir. Bebeği ilk günlerde "emşek ana- meme anne" bakmakta idi. 8. Gün erkek çocuklar sünnet edilir. Kızlara ise "ad koşmak - adlandırma " merasimi yapılır idi. Bugün eve misafirler gelip çocuğu hayırlar ve hediyeler getirir idiler. "Emşek ana" onlara "arle" adında ki içeceği ikram ederdi. Bu âdete "kahve içimlik âdeti" denmekte idi.
Seyyahlar ve etnografların kaydettiğine göre, Kırımçak erkeklerinin elbiseleri "mor arhaluk", gümüş başlık, geniş kuşak ve hançerden ibaret idi. I.I. Kaya ise kara dize kadar kaftan, geniş don, yumuşak mestler ve üzerine giyilen katır (kalın ayakkabı) ve kalpak demiştir.
Kadınlar ise uzun ve göğsü açık kaftan, göğüste renkli mendil, kara ipek önlük ve kenarları nakışlanmış renkli şalvar giymekte idiler. Kaftanın kenarları altın ve gümüş iplerle nakışlanır idi. Genç kızlar başlarına nakışlanmış yâda altın veya gümüş pullarla ile işlenmiş fes, genç gelinler "kıyıh" , eski kadınlar ise "baş bağı" bağlamakta idiler. Ayaklarına yumuşak deri ayakkabılar "papie" giymekte idiler. Genç kadınlar sokağa seyrek çıkarlardı. Çıktıklarında ise baştan dize kadar maramaya bürünürler idi.
Kırımçak yemekleri ziraatçılık, hayvan yetiştiriciliği ve balıkçılık mahsullerinden yapılmakta idi. Çorbalardan "Bakla Çorbası","Borç çorbası", ıspanaktan "Ekşili aş ", et yemekleri, yağlı koyun etine patates ve başka sebzelerin karışımı ile yapılan "Kartop aşı","alma tatlısı",katmerli hamurdan "kobete ","cir-cir "(ay şeklinde çiğbörek), vb. sayılabilir. İçeceklerden ise kahve, çay, "arle" (kavrulmuş un ve baldan yapılır) boza ilk akla gelenlerdir.
Yazımıza Kırımçakların “cönk” adını verdikleri folklorik malzemelerden elde edilen türkülerden oluşan günümüze kadar gelmiş bir örneğini sunarak son veriyoruz.:
Aç Beyaz Göksünü
Aç beyaz göksini bir danem deryaya karşı, aman
Bülbüller figan eder, aman
Gel zire karşı, aman
Gel, beni aglatma duşmana karşı, aman
Ax gulım, bulbulım, zumbulım, unutmam seni,
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni,
Ayvanıl çiçegi, yapragı agarıga benzer, aman
Ax gulı kokısı caxana yeter, aman
Dugunde, bayramda gezdigi yeter, aman
Ax gulım, bulbulım, unutmam seni, aman
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni
Sırma gumışından axtır yavrum bilegim, aman,
Yalvarsam, yakarsam, ey nazlım, geçmez di-legim aman
Xanyada benim allar giyen nazlı malanım, aman
Ax gulım, bulbulım, unutmam seni, aman
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni
Gelin olup alım morum giyemedim yanam yanam
Gelin olup alım morum giyemedim yanam yanam
Sultan olıb bir murada eremedim
Xaylı vaxıtdır şax babamı göremedim, yanam yanam
Belki ilacı bulır benim derdime,
Alıl benim zeer ilen tasımı, yanam yanam
Baş ogınde oxısınlar yasımı, yanam
Ben olırsem, şair tutar yasımı, yanam
Oskdarda bir iş geldi başıma, yanam yanam
Kan dolaştı kirpik ilen kaşıma
Yahudiliğin hazar kökeni konusunda en önem-li tarihi araştırmacılardan birisi, İsrail Tel Aviv Üniversitesi'nin Ortaçağ Yahudi Tarihi öğretim Üyesi Prof. Dr. A.N. Poliak'tır. Poliak'ın "Hazarya" adını verdiği eseri İbrani'ce olarak 1944 yılında Tel Aviv'de yayınlanmıştır. Yazar bu kitabında Yahudilerin atalarının Turu Sina'dan değil, Kafkas dağlarından geldiği; Ürdün dolaylarından değil, Volga dolaylarından koptuğu iddiasında bulunmaktadır. Dolayısıyla Kafkaslar Arî ırkının beşiğidir diyen yazar, Yahudilerden İbrahim'e, İshak'a ve Yakub'a yakınlığı kadar Hunlara, Uygurlara ve Macarlara yakın olduğunu kabul etmektedir. Böylelikle bu kuram antisemitizm (Sami düşmanlığı=Yahudi düşmanlığı) adı verilen hareketin ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Yahudiler, Türk tarihi açısından her zaman önemli olmuştur. Türk tarihinde Yahudiler en çok Osmanlı Devleti döneminde yer işgal etmişlerdir. 15. ve 16. yüzyıllarda, Avrupa ülkelerinde dinlerinin farklı olmasından dolayı, çok büyük zulümlere ve katliamlara maruz kalan Yahudilerin büyük çoğunluğu Türkler tarafından kabul edilmiştir. Bu dönemden günümüze kadar, diğer Gayrimüslimlerle birlikte çok sayıda Yahudi, Türklerin hâkimiyetinde yaşamıştır.
Kırımçaklar, elbette Kırım topraklarında yaşa-yan tarihi bir halktır. Bu halkın Kırım'da oluşan tarihi ve devirleri asırların derinliğine uzanmak-tadır. Bazı tarihçilerin fikirlerine göre, Kırımçaklar 1492 senesinde Portekiz ve İspanya'dan kovularak Kırım'a gelip yerleşen Güney Avrupa Yahudilerinin torunlarıdır. Bunlar Kırım'dan önce Kefeye yerleşmişler ve daha sonra Kırım'ın başka şehirlerine göç etmişlerdir. Diğer bir grup tarihçiler ise Kırımçakların, Kırım'da ortaya çıkması hakkında farklı bir teori ortaya koymaktadır. Bunlar Kırımçakların Kırım'ın kadim halklarından olup, tahminen 6–8 yüzyıllarda etnik karakterlerinin şekillendiğini iddia etmektedirler.
Kırımçak adına ilk defa 1859 tarihli Rus kaynaklarında rastlanmaktadır. 18. yüzyılın sonunda Kırım'ın Rus yönetimine girmesi ve 19. yüz-yılda bölgedeki diğer Yahudilerden ayırt edebilmek için "Kırımçak" adına kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kırımçak teriminin esası, Kırım+Türkçe küçültme anlamını ifade eden “-çak” ekinin birleşmesiyle oluşur. Kırım sakini Kırım'da oturan anlamına gelir.
Öte yandan bu bölgede yaşayan diğer bir Musevi topluluğu da Karaim Türkleridir. Karaimler eski Kıpçak ve Hazarların kalıntısı olarak kabul edilmektedir. Karaimler günümüzde başta Polonya, Litvanya ve Kırım olmak üzere, diğer Doğu Avrupa ülkelerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadır. Karaimler diğer Türk Topluluklarından ayıran en önemli özellik, Musevi dinine mensup olmalarıdır. Bu topluluğun adı "okuma bilen" anlamına gelen " Karay" teriminden gelmektedir. İbranice çoğul takısı olan “-im” eklenerek, "Karaim" olarak adlandırılmıştır.
Karaimler Musevi olmakla beraber Yahudilikten farklı bir mezhebe mensupturlar. Kutsal kitap olarak "Talmud" u değil " Tevrat" ı kabul ederler ve ibadetlerini Türkçe olarak yaparlar. Kırımçak adı verilen Musevi topluluğu ise Karaim Türklerinin tam tersi olarak, " Talmud" uda benimseyen bir topluluk olarak dikkati çekmektedir.
Kırımçaklar dil, adet, gelenek, görenek, kıyafet ve yaşayış açısından Türklere benzerler. Bunlardan başka Kırımçakların inançlarında Türk unsurları ile karşılaşmak mümkündür. Örneğin dini metinlerde ve ibadetlerde ilahın adı "Tengri" olarak kullanılmaktadır.
Kırımçakların cemaatleri Kırım'da Mangup, Çufut Kale ve Gözleve'de yaşamışlardır. Lâkin en büyük cemaat Karasu nehrinin sol kıyısına yerleşmiştir. Bu yer halen "Kırımçak tarafı" olarak adlandırılmaktadır. Kırımçaklar bu topraklardan 15. Yüzyıl sonu ile 16. Yüzyıl başları arasında Kefe ve Eski Kırım şehirlerine göç etmişlerdir.
Çarlık Rusyası vesikalarında Kırımçaklar adı 1859 yılından sonra görülmeye başlamıştır. 1920'nci senelerde Kırımçaklar öz medeni toplumsal cemiyetlerini ve kurumlarını meydana getirmişlerdir. Okullar açıp dillerini ve toplumsal yapılarını korumaya başlamışlardır. Fakat Sovyetler Birliği döneminde diğer halklarla karışıp asimle olma tehdidi ile karşı karşıya gelmişlerdir. Ancak halkın yok olmayan kesimi 1989 senesinde Kırım-Akmescit'de öz cemiyetlerini teşkil ederek; dil, medeniyet ve sanatlarını tekrar gökyüzüne çıkartarak yeniden faaliyete başlamışlardır.
Kırım Hanlığı döneminde Kırımçakların örf ve adetleri, dilleri ve dinleri muhafaza edile gelmiş- tir. 19. yüzyılda dericilikle ilgili meslekler Kırım- çakların esas işleri olmuştur. Sahtiyenler, toplar, ayakkabılar, nakışlı kuşaklar ve mestler Kırımçakların bilinen el işçiliği ürünleridir. Bu imalat ürünlerini yapanlar ve satanlar (tüccarlar) Kırımçaklar arasında ayrı olarak ticaretle uğraştığı bilinmektedir. O dönemde Kırımçakların Kırım'da yaptığı diğer işler ise demircilik, bahçecilik, bağcılık, bostancılık ve bakırcılık olarak sıralanabilir. Ayrıca şarap, sirke ve rakı yapma işleriyle de meşgul olanlar olmuştur.
Kırımçakların dilleri, Kıpçak dilleri grubuna girmektedir. Bu yüzden Kumuk, Kırım Tatar ve Karaim dillerine yakındır. 19. yüzyılın sonuna kadar Kırımçaklar kendi dillerini Çağatay dili olarak kabul etmişler. Esasında Kırımçak dili Kırım'da şekillenerek dağılmıştır.
20. yüzyıl başında Akmescit ve Karasubazar' da Kırımçak dilinde ders veren 2 ilkokul açılmış-tır. Kırım SSCB dönemi olarak adlandırılan bu Sovyet rejiminin ilk 10 yılında Kırımçak çocukları kendi ana dillerinde ilkokula gitmişlerdir. Fakat daha sonra bu ilkokullar kapatılmıştır. Nihayet 1989 senesinde Akmescid' de çeşitli yaşlardaki kişilere Kırımçak dilini öğreten bir okul (veya kurs) faaliyete geçmiştir. 20. yüzyılın ilk 10 yılında Kırımçak diliyle eğitim yapan okullarda Latin alfabesi, 1936 senesinden sonra ise Kiril alfabesi kullanılmıştır.
Kırımçakların en büyük cemaati Karasubazar'ın doğu kısmında, Karasu nehrinin sol tarafına yerleşmiştir. Bu yer günümüze kadar "Kırımçak tarafı" olarak adlandırılmıştır. Kırımçakların yaşadığı yıllarda buradaki evler taştan yapılıp, duvarları iki taraftan başta balçıkla sıvanıp sonra üzerine kireç sürülmüştür. Evlerin çatıları kiremitle kaplıdır. Pencereler bahçeye bakmaktadır. Bahçeler ise taş duvararla örülüp sokaktan ayrılmıştır.
Tanınmış etnograf İ. S. KAYA, Kırımçakların evleri hakkında şöyle yazmaktadır: "Kırımçakların evleri mutfak- aşhane, giriş ayet, bir ya da iki odadan ibaret olup; Kırım Tatarlarının evlerine benzemektedir. Odalar içinde yere kiyizler, kilimler ve duvar dibine ise minderler döşenmektedir. Duvarlara ayrıca yan yastıklarda dayanmaktadır. Bu yastıklar mutlaka nakışlı, dar ve uzun örtülerle örtülmektedir. Odanın ortasına alçak sofra kürsü konulmaktadır. Bu sofranın başına bütün aile toplanmaktadır. Gece bu oda yatak odasına çevrilmektedir. Her bir Kırımçak ailesinde tabak, çanak ve tencere çok olmaktadır. Çünkü her ana kendi kızı için bu eşyaları düğünden evvel hazırlamaktadır."
Kırımçakların folkloru tarihi Türk geleneğine dayanmaktadır. Örneğin "Aşık Garip" Kırımçakların en popüler masallarından birisi sayılmaktadır. Bu masalı başka varyantları Orta Asya, Kafkas ve Kırım'ın Türk topluluklarında da rastlamak mümkündür. "Padişah, onun oğlu ve dünyanın en dilber kızı" masalı da kadim eserlerden birisidir. Kırımçaklarda folklorun bu numuneleri yırlar, takmacalar, atalar sözü ve aytımları da eski zamanlardan beri "Cönk(elyaz-maları)" ile yazılıp toplanmaktadır. Sovyetler Birliği zamanında 1920'li yıllarda Kırım'ın çeşitli şehirlerinde " Kırımçak Kulüpleri" açılmıştır. Bu kulüplerde Kırımçak dilinde tiyatro oyunları sahnede uygulanmıştır. Bu sahnede İncil'den alınan pasajlarla "Esfir ve Ördehay", tarihi Türk komedi eserlerinden "Arşın Mal alan", "Köroğlu" ve diğer eserlerle Kırımçakların hayatından alınan "Cenk Kurbanları" ve "Amina’da Gelin" adlı eserler gösterilmiştir.
Musevi dinine mensup olan Kırımçaklar, dualarını ve kitaplarını İbranice olan kutsal kitaplarında Kırımçak diline tercüme etmişlerdir. Aynı zamanda Kırımçak dilindeki bu dini metinlerde "Tengri" inancı ile ilgili unsurlara da rastlanmaktadır.
Karasubazar'da ki Kırımçaklar hakkında araştırmalar yapan Pyer Lakup, Kırımçakların dinlerini nasıl güttükleri hakkında şöyle yazmaktadır: "Bütün dini adetlere Kırımçaklar riayet etmeye uğraşmaktalar. Sabah ve akşam Kırımçaklar ibadethaneye gelmekte, dualar okumakta, hatta dualarını Müslüman Kırım Tatarlarının makamı ile söylemekteler. Karasubazar'da Kırımçakların üç adet ibadethanesi bulunmakta. Bu ibadethaneler Tatarların camileri gibi kilimlerle donatılmıştı. Cemaatte aynı Müslümanlar gibi oturup dua etmektedir. İhtiyarlar ibadethanenin çıkışına yakın oturmaktadır. Kalanlar ise ön kısımda ibadet etmektedir."
Etnografik araştırmacıların belgelerine göre, Kırımçaklarda kızlar 13–15 yaşlarında, erkekler ise 16–18 yaşında evlenmektedirler. Ana-babalar çocuklarının bebeklik çağlarında evlenmeleri yönünde beşik kertmesi yapmaktadırlar. Vakti gelince iki genç çeşitli bayramlarda ve törenlerde tanışmaktadırlar. Daha sonra erkek tarafından gönderilen dünür -kuda / "elçi", kıymetli bir hediye ile ("Be") kızın evine gitmekte. Kızın bu hediyeyi kabul etmesi bu dünürün teklifini kabul etmesi anlamına gelmekte. Bundan sonra iki tarafın ana-babaları görüşüp düğün “toy günü”nü tayin etmekteler.
Cumartesi günü düğün devam eder. Damat sabahtan ibadethaneye giderek, Tevrat okur, gelin ise misafirleri kabul eder. Bu kabulde gelin kendi gelinliğini giyerek "Kiyih-yavluk" bağlar. Akşam ise gençler dağılmakta buna karşılık yaşlılar düğüne gelir. Düğünden sonra ise 40 gün gelin evden çıkmaz. Gelini anne - baba evine götürme merasimine ise "kırkını çıkarma" adı verilir.
Her bir Kırımçak belli bir yaşa gelince "Kefenlik Biçmek " âdetini geçirmek mecburiyetindeydi. Bu âdete göre insanın sağlığında ölümü hatırlaması ve ölüme hazırlanması için kefenli gömleği (kolmek) , donu (işten), kalpağı; biçilip, kesilip ve dikilip sandığa saklanması amaç edinilmişti. Bununla beraber bohça içinde ip, iğne, çarşaf, sabun, rakı ve birkaç mendil koyulmakta idi. Kırımçaklarda ölümden sonra "Hevra akodes"e mahsus cemaatin vekilleri cenazeyi düzenlemek için ölen kişinin evinde toplanırlar. Daha sonra ise ölen kişiyi yıkayarak önceden hazırlanmış kefenliği giydirmekte idiler. Ölen kişi bu şekilde tabuta konularak eve sokulur. Bütün gece evin içinde ölen kişinin yanında matem yırları söylenir. Sabah tabut evin bahçesine çıkarılır. Gelenlere ölen kişi ile helalleşme fırsatı verilir. "Kadis" duası okunduktan sonra fakirler için para toplanır. Tabut mezarlığa götürülür iken, yolda "Sohne bolu" marşı okunur. Cenazeyi gömme esnasında "Micva mihla ölüyü bağışla" sözü söylenir. Daha sonra cenaze aşı dağıtımında "Âmin yumurtası", "Rakı", "Şarap", "Coce" den oluşan yemekler ölümün 7. ve 30.cu günleri ile 11 ay geçince "Tkun" duaları ile birlikte dağıtılır.
Geçen zamanlarda Kırımçak kadınlar evde doğum yapmakta idiler. Eve "evenay" ve yeni doğuran bir anne davet edilir. Doğan çocuk ilk olarak annesi tarafından değil, bir sütanne tarafından emzirilir. Bebeği ilk günlerde "emşek ana- meme anne" bakmakta idi. 8. Gün erkek çocuklar sünnet edilir. Kızlara ise "ad koşmak - adlandırma " merasimi yapılır idi. Bugün eve misafirler gelip çocuğu hayırlar ve hediyeler getirir idiler. "Emşek ana" onlara "arle" adında ki içeceği ikram ederdi. Bu âdete "kahve içimlik âdeti" denmekte idi.
Seyyahlar ve etnografların kaydettiğine göre, Kırımçak erkeklerinin elbiseleri "mor arhaluk", gümüş başlık, geniş kuşak ve hançerden ibaret idi. I.I. Kaya ise kara dize kadar kaftan, geniş don, yumuşak mestler ve üzerine giyilen katır (kalın ayakkabı) ve kalpak demiştir.
Kadınlar ise uzun ve göğsü açık kaftan, göğüste renkli mendil, kara ipek önlük ve kenarları nakışlanmış renkli şalvar giymekte idiler. Kaftanın kenarları altın ve gümüş iplerle nakışlanır idi. Genç kızlar başlarına nakışlanmış yâda altın veya gümüş pullarla ile işlenmiş fes, genç gelinler "kıyıh" , eski kadınlar ise "baş bağı" bağlamakta idiler. Ayaklarına yumuşak deri ayakkabılar "papie" giymekte idiler. Genç kadınlar sokağa seyrek çıkarlardı. Çıktıklarında ise baştan dize kadar maramaya bürünürler idi.
Kırımçak yemekleri ziraatçılık, hayvan yetiştiriciliği ve balıkçılık mahsullerinden yapılmakta idi. Çorbalardan "Bakla Çorbası","Borç çorbası", ıspanaktan "Ekşili aş ", et yemekleri, yağlı koyun etine patates ve başka sebzelerin karışımı ile yapılan "Kartop aşı","alma tatlısı",katmerli hamurdan "kobete ","cir-cir "(ay şeklinde çiğbörek), vb. sayılabilir. İçeceklerden ise kahve, çay, "arle" (kavrulmuş un ve baldan yapılır) boza ilk akla gelenlerdir.
Yazımıza Kırımçakların “cönk” adını verdikleri folklorik malzemelerden elde edilen türkülerden oluşan günümüze kadar gelmiş bir örneğini sunarak son veriyoruz.:
Aç Beyaz Göksünü
Aç beyaz göksini bir danem deryaya karşı, aman
Bülbüller figan eder, aman
Gel zire karşı, aman
Gel, beni aglatma duşmana karşı, aman
Ax gulım, bulbulım, zumbulım, unutmam seni,
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni,
Ayvanıl çiçegi, yapragı agarıga benzer, aman
Ax gulı kokısı caxana yeter, aman
Dugunde, bayramda gezdigi yeter, aman
Ax gulım, bulbulım, unutmam seni, aman
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni
Sırma gumışından axtır yavrum bilegim, aman,
Yalvarsam, yakarsam, ey nazlım, geçmez di-legim aman
Xanyada benim allar giyen nazlı malanım, aman
Ax gulım, bulbulım, unutmam seni, aman
Gezdigim yerlerde, çöllerde alarım seni
Gelin olup alım morum giyemedim yanam yanam
Gelin olup alım morum giyemedim yanam yanam
Sultan olıb bir murada eremedim
Xaylı vaxıtdır şax babamı göremedim, yanam yanam
Belki ilacı bulır benim derdime,
Alıl benim zeer ilen tasımı, yanam yanam
Baş ogınde oxısınlar yasımı, yanam
Ben olırsem, şair tutar yasımı, yanam
Oskdarda bir iş geldi başıma, yanam yanam
Kan dolaştı kirpik ilen kaşıma
25 Aralık 2010 Cumartesi
karayım kıyev katlaması
Karaites - Kırım küçük bir ülke. bu yüzden, Kazak-Tatar köklerinin mutfak mısınız ve doğu var. Çoğu kez, etnik grupların gelenekleri ile Karaites pişirme sayazano.
Örneğin:
Kyuiv katlama - katlama damat için.
damat, katlamu hazırlanmış puf böreği ve kızarmış eritilmiş tereyağı ve, özellikle, şeref evi özel konukların geliş Bekleniyor bu katlamu kyuyv katlama "olarak adlandırılan - damat için katlama. Bu isim ifadesi "düğün genel equated olabilir bir şekilde yer almaktadır.
Aslında katlama - basit yağ, pul pul dökülen pasta gelen kızarmış tortilla.
Katlamu herhangi şu anda, koyun eti yağlı koyun kuyruğu sadece kızartmak için kullanılan yağ büyük miktarda, her hamur kızartma hazırlanmış - eritilmiş tereyağı, sebze, margarin ve diğer katı.
Malzemeler: Un - 4 su bardağı, margarin - 100 gram, yumurta - 1 adet, votka veya sirke -2 çorba kaşığı şeker - 1 çorba kaşığı su veya süt biraz fazla 1 fincan tuz - tat.
Elemek un, yavaş yavaş, huni hamurun içine dökme, tuz yumurta, yağ, su (süt), sirke (votka) birleştirmek 40-60 dakika koymak bir plastik torba, koyun, bir huni yapmak için merkezi bir kasenin içine dökün buzdolabı. tekrar ve Promesa hamur o üniforma haline üçüncü kez buzdolabı, Promesa koymak.
Kesilmiş parçalar halinde, açıldığı olmayan kızartma için bir çatal ile çeşitli yerlerde 10-12 cm, 3-4 mm kalınlığında, dikmek çapında daireler dışarı rulo. kaynar yağı bir tencere, kızartma imipo her tarafta 2-3 dakika içinde Daldırma.
Sıcak servis yapın, tutam bal, reçel gül ya da pudra şekeri serpilir.
site Taken from http://kulinarworld.ru/
Örneğin:
Kyuiv katlama - katlama damat için.
damat, katlamu hazırlanmış puf böreği ve kızarmış eritilmiş tereyağı ve, özellikle, şeref evi özel konukların geliş Bekleniyor bu katlamu kyuyv katlama "olarak adlandırılan - damat için katlama. Bu isim ifadesi "düğün genel equated olabilir bir şekilde yer almaktadır.
Aslında katlama - basit yağ, pul pul dökülen pasta gelen kızarmış tortilla.
Katlamu herhangi şu anda, koyun eti yağlı koyun kuyruğu sadece kızartmak için kullanılan yağ büyük miktarda, her hamur kızartma hazırlanmış - eritilmiş tereyağı, sebze, margarin ve diğer katı.
Malzemeler: Un - 4 su bardağı, margarin - 100 gram, yumurta - 1 adet, votka veya sirke -2 çorba kaşığı şeker - 1 çorba kaşığı su veya süt biraz fazla 1 fincan tuz - tat.
Elemek un, yavaş yavaş, huni hamurun içine dökme, tuz yumurta, yağ, su (süt), sirke (votka) birleştirmek 40-60 dakika koymak bir plastik torba, koyun, bir huni yapmak için merkezi bir kasenin içine dökün buzdolabı. tekrar ve Promesa hamur o üniforma haline üçüncü kez buzdolabı, Promesa koymak.
Kesilmiş parçalar halinde, açıldığı olmayan kızartma için bir çatal ile çeşitli yerlerde 10-12 cm, 3-4 mm kalınlığında, dikmek çapında daireler dışarı rulo. kaynar yağı bir tencere, kızartma imipo her tarafta 2-3 dakika içinde Daldırma.
Sıcak servis yapın, tutam bal, reçel gül ya da pudra şekeri serpilir.
site Taken from http://kulinarworld.ru/
karayım mutfağından
KAVURLAGAN PYNIR AYAKLAK - süzme peynir ve puf böreği ile peynir Hamur için Ürünler: Un - 3 bardak yağı - 1 su bardağı sıvı (su, sirke, tuz, yumurta) - 1 su bardağı.
Garnitürler: peynir - 500 gr güçlü peynir - 200 gram, yumurta - 2-3 pc, Tuz - tat..
Yoğurun hamur, tereyağı sadece yarısı koyun. , Çeşitli parçalar halinde hamur Böl, topları yapmak için kapağı, buzdolabında 20-30 dakika taktı. Topları adet rulo dilimleri çapı 6-7 cm oyulmuş 20 dakika boyunca buzdolabında koymak, rulo rulo, 3-4 eklemek, gres Ellerinizi streç, tiner rulo börek yapmak için dolgu koymak. İçi için: rendeleyin peynir, yumurta, peynir ile karıştırın tadı, peyniri ile tuz birleştirir. Turta 25-30 dakika 200-2200 bir fırın tepsisine, fırça yumurta ve fırında taktı.
Jag AYAKLAK - hamur işleri sakatat's dolması ile koyun Hamur için Ürünler: Un - 3 su bardağı, yağ - 250 g, sıvı (1 yumurta, 2 yemek sirke, su, tuz yemek kaşığı.) - 1 bardak, yağlama için 1 yumurta pies üst.
- 100 gram soğan - 1-2 başkanları, tuz ve biber - tadı taze bağırsak ve mide bir kuzu, tereyağı: dolum için.
Hazırlamak herhangi bir yöntemle, kapak ve buzdolabında yere göre puf böreği. Bağırsak ve mide kesim boyuna, çeşitli suların temiz, durulama, tuzlu kaynar su, pişmiş kadar kaynatın batırılmış. dilimleri, domates, soğan, kesilmiş Biten içleri serin, tereyağı ve soğan, tuz ve karabiber ile bir tavada kızartın, biraz et suyu ekleyip karıştırın ve börek doldurmak için kullanılabilir. Hamur parçalar halinde bir yumurta büyüklüğünde kesilmiş buzdolabı, gelen topları, rulo dilimleri pierce delikler 02.03 için tahta bir çubukla merkezinde kase şeklindeki kekler yapmak için 1-1,5 tatlı kaşığı kıyma ortasında set çapı 6-7 cm, yapmak , kesici trim veya diş yapmak kenar. Börek, tava içine koymak yağlanmış. gres köftesi yumurta Başı ve fırında 220-2400 de 25-30 dakika.
Kavun-KYZYLCHYK TATLYSY - ile karaniya kavun reçel Malzemeler: Bir kabuğu ile kavun - 1 kg şeker - 1,2 kg, kızılcık - 200
Kavun çok kokulu kokulu daha olgun olmamalıdır. Arındırmak o kabuğu ve tohumları, küpler halinde kesilmiş, bir kaseye koyun ve şeker 1 kg doldurun. 10-12 saat yerleşmek için serin bir yerde koyun, kavun, meyve suyu ile örtülmelidir süzülmüş bu kaynatın, sonra bir gün, bütün tekrarlamak için bırakın, kavun dökün. Üçüncü gün, kızılcık sıralamak için kök koparmak, yıkama ve ateşe koymak soğuk su, kaynatın 5 dakika ile kaplayın. Yaslanmak bir kevgir içinde, kızılcık, tohumlar kaldırmak silin. Kağıt hamuru, kızılcık pişmiş su 0,5 su bardağı ile birleştirmek şeker 200 gr eklemek, serin, ateşten alın, 10 dakika kaynatılıp, kavun ile birleştirmek, kaynatın karıştırın. pişmiş kadar 2-3 saat yangın ve yemek koymak. Hazır olağan şekilde tanımlanır, kavun adet şeffaf olmalıdır.
Buber dolmasy - biber sebze ile doldurulmuş Ürünler:. Bulgarca biber - 1 kg havuç - 500 g, yabani havuç ve kereviz - 1 adet, Soğan - 1-2 başkanları, domates - 500 gr, bitkisel yağ - 200 g şeker - 1-2 masa . kaşık, tuz, biber, maydanoz - tat.
Perez sarı kullanmak daha iyidir: daha ince ve tatlıdır. tops, durulama ve pişmiş et doldurmak kesin. Etin Hazırlanması: havuç, maydanoz, parsnips, kereviz, şeritler ve yavru bitkisel yağ halinde kesilmiş, yıkanmış, temizlenmiş. Ayrı ayrı, yavru soğan, dilimlenmiş domates, tüm biraz daha prizharit, tuz, ve bağlı biber maydanoz biber, şeker, iyice karıştırın, ekleyin. bir tencerenin içine koyun ve sebzeleri kapsayacak sosu üzerine dökün. kavrulmuş soğan, domates, tuz, şeker ve sudan sos yapın. Tencerede yumuşayıncaya kadar kısık ateşte, ateşe pişirin koymak. sıcaktan çıkarmadan önce kıyılmış maydanoz ve dereotunu ekleyin.
Garnitürler: peynir - 500 gr güçlü peynir - 200 gram, yumurta - 2-3 pc, Tuz - tat..
Yoğurun hamur, tereyağı sadece yarısı koyun. , Çeşitli parçalar halinde hamur Böl, topları yapmak için kapağı, buzdolabında 20-30 dakika taktı. Topları adet rulo dilimleri çapı 6-7 cm oyulmuş 20 dakika boyunca buzdolabında koymak, rulo rulo, 3-4 eklemek, gres Ellerinizi streç, tiner rulo börek yapmak için dolgu koymak. İçi için: rendeleyin peynir, yumurta, peynir ile karıştırın tadı, peyniri ile tuz birleştirir. Turta 25-30 dakika 200-2200 bir fırın tepsisine, fırça yumurta ve fırında taktı.
Jag AYAKLAK - hamur işleri sakatat's dolması ile koyun Hamur için Ürünler: Un - 3 su bardağı, yağ - 250 g, sıvı (1 yumurta, 2 yemek sirke, su, tuz yemek kaşığı.) - 1 bardak, yağlama için 1 yumurta pies üst.
- 100 gram soğan - 1-2 başkanları, tuz ve biber - tadı taze bağırsak ve mide bir kuzu, tereyağı: dolum için.
Hazırlamak herhangi bir yöntemle, kapak ve buzdolabında yere göre puf böreği. Bağırsak ve mide kesim boyuna, çeşitli suların temiz, durulama, tuzlu kaynar su, pişmiş kadar kaynatın batırılmış. dilimleri, domates, soğan, kesilmiş Biten içleri serin, tereyağı ve soğan, tuz ve karabiber ile bir tavada kızartın, biraz et suyu ekleyip karıştırın ve börek doldurmak için kullanılabilir. Hamur parçalar halinde bir yumurta büyüklüğünde kesilmiş buzdolabı, gelen topları, rulo dilimleri pierce delikler 02.03 için tahta bir çubukla merkezinde kase şeklindeki kekler yapmak için 1-1,5 tatlı kaşığı kıyma ortasında set çapı 6-7 cm, yapmak , kesici trim veya diş yapmak kenar. Börek, tava içine koymak yağlanmış. gres köftesi yumurta Başı ve fırında 220-2400 de 25-30 dakika.
Kavun-KYZYLCHYK TATLYSY - ile karaniya kavun reçel Malzemeler: Bir kabuğu ile kavun - 1 kg şeker - 1,2 kg, kızılcık - 200
Kavun çok kokulu kokulu daha olgun olmamalıdır. Arındırmak o kabuğu ve tohumları, küpler halinde kesilmiş, bir kaseye koyun ve şeker 1 kg doldurun. 10-12 saat yerleşmek için serin bir yerde koyun, kavun, meyve suyu ile örtülmelidir süzülmüş bu kaynatın, sonra bir gün, bütün tekrarlamak için bırakın, kavun dökün. Üçüncü gün, kızılcık sıralamak için kök koparmak, yıkama ve ateşe koymak soğuk su, kaynatın 5 dakika ile kaplayın. Yaslanmak bir kevgir içinde, kızılcık, tohumlar kaldırmak silin. Kağıt hamuru, kızılcık pişmiş su 0,5 su bardağı ile birleştirmek şeker 200 gr eklemek, serin, ateşten alın, 10 dakika kaynatılıp, kavun ile birleştirmek, kaynatın karıştırın. pişmiş kadar 2-3 saat yangın ve yemek koymak. Hazır olağan şekilde tanımlanır, kavun adet şeffaf olmalıdır.
Buber dolmasy - biber sebze ile doldurulmuş Ürünler:. Bulgarca biber - 1 kg havuç - 500 g, yabani havuç ve kereviz - 1 adet, Soğan - 1-2 başkanları, domates - 500 gr, bitkisel yağ - 200 g şeker - 1-2 masa . kaşık, tuz, biber, maydanoz - tat.
Perez sarı kullanmak daha iyidir: daha ince ve tatlıdır. tops, durulama ve pişmiş et doldurmak kesin. Etin Hazırlanması: havuç, maydanoz, parsnips, kereviz, şeritler ve yavru bitkisel yağ halinde kesilmiş, yıkanmış, temizlenmiş. Ayrı ayrı, yavru soğan, dilimlenmiş domates, tüm biraz daha prizharit, tuz, ve bağlı biber maydanoz biber, şeker, iyice karıştırın, ekleyin. bir tencerenin içine koyun ve sebzeleri kapsayacak sosu üzerine dökün. kavrulmuş soğan, domates, tuz, şeker ve sudan sos yapın. Tencerede yumuşayıncaya kadar kısık ateşte, ateşe pişirin koymak. sıcaktan çıkarmadan önce kıyılmış maydanoz ve dereotunu ekleyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





